KİBRİTÇİ KIZ

Çocukluğumun yeni yıl telaşlarını hatırlayınca şimdi buruk bir tebessüm yerleşiyor yüzüme.
Benim için o zamanlarda yeni yıl; Noel Baba, çam ağacı, çam ağacının altına Noel Baba’nın bıraktığı söylenilen hediyeler ve çam ağacını süslemekten ibaretti.
Tüm aile bir araya gelir, uzun zamandır görmediğimiz kuzenlerle birlikte olur, kendimizce eğlenirdik.
Tam yeni yıla girerken bir de kar yağarsa, keyfimize doyum olmazdı.
Sıcacık evimizden karın yağışını izlemek, sonra çıkıp sokakta kartopu oynamaktan ibaretti hayat o zamanlar bizim için.
İlk okuduğum masal kitaplarından biri “ Kibritçi Kız ” dı.
Soğuğun ve kış mevsiminin herkese eşit davranmadığını, yeni yılın herkese güzel armağanlar getirmediğini, soğuktan donmamak için satamadığı kibritleri birer birer yakan küçük kibritçi kız öğretmişti bana.
İlk okul dördüncü sınıftayken kendimize Anadolu’dan bir kardeş okul seçmiştik.
Oradaki kardeşlerimize, kitap ve giysiler armağan etmiştik.
Öğretmenimiz orada yaşayan çocukların hayat şartlarının daha zor olduğunu anlatmıştı bize uzun uzun.
Öğretmenime ” -Neden oradaki çocukların hayatı daha zor ?” diye sorduğumda,
-“ Ülkemiz gelişmekte olan bir ülke, bu yüzden şartlar her yerde aynı değil, siz birbirinize destek olup, sahip çıkarsanız bu ülke gelişir kalkınır “ diye yanıtlamıştı beni.
O zamanki aklımla “ gelişmekte olan ülke ” nin iyi bir şey olduğunu düşünmüştüm.
Demek ki ben büyüdüğümde ülkem gelişmiş bir ülke olacaktı, sevinmiştim.
Yıllar geçti. Şimdi yeni bir yıla girmek çocukluğumun o eski coşkusunu vermiyor bana.
Ülkem hâlâ “gelişmekte olan ülke” konumunda ve geleceğin umudu olan bir sürü çocuğumuz yaşıyor bu ülkenin uzak köşelerinde…
Yine biz destek olmalıyız birbirimize, yıllar önce öğretmenimin dediği gibi.
Tıpkı Adıyaman’daki çocuklarımızın ellerinden tutmaya çalışıp, onların yeni yıl sevincine ortak olmamız gibi.
Kim bilir; bir çocuğun bile mutlu olması için el ele tutuştuğumuzda, bir gün “ Gelişmiş, refah ve mutlu insanların yaşadığı “ bir ülke olmayı başarabiliriz…

Aralık 17th, 2009 at 20:41
özlemcim istanbulda da bir çocuğumuz var olabilse keşke..inan benim yaşadığım yerin adıyamandan eksiği yok fazlası var belki..yeni yıldan dilekleri de öyle msum ki araba, bebek, oyuncak filan..umarım yüzleri hep güler hepsinin
Aralık 17th, 2009 at 23:08
İnsanların girek yoksullaştırıldığı bir ülke ve dünyada yaşıyoruz. Bir kesim açlıktan diğer kesim açlığından uyuyamayan insanların korkusundan uyuyamayanlarla dolu. (bu başkasının sözü; tam olarak böyle değildi ama bu özeti)Az önce çok sevdiğim bir arkadaşımın okuduğum blog yazısındaki kar beklentisindeki sevimli telaş bu yazıda yüzüme yüzüme vurdu.. Buz turuyor ellerimiz, kalplerimiz.. Ben çocukluğumda kar yağdığında hiç sevinmezdim; evi, kömürü olmayanlar üşüyordur diye kar yağdığındaki o çocuk sevincini yaşayamazdım.
Mardin’li çocuklar tamam da, ülkemde seksenbir il var. Funda’nın dediği gibi Mardin’e gitmeye gerek yok; açıldıkça küçülen, küçüldükçe fakirleşen topraklarda yaşıyoruz. O çocuklar ne yazıkki her yerde..
Söylenmez bunlar ama benim kardeşimin öğretmen olduğu okulda çocuklarım var..
O okul İstanbul’un dibinde
Özlem’im yazı dokundu bana..
Sevgimle..
Kardeşimin
Aralık 18th, 2009 at 00:42
senin zamanında gelişmekte olan ülkeydi, benim zamanımda da gelişmekte olan ülkeydi. Ama bugün gelişmemek için yıllarca uğraşı vermiş bir ülkeyiz. Özlem’cim inan benim çocukluğumda ülkede böyle sefalet yoktu.
Belki doğu’yu iyi tanımıyordum da ondan.
Yine de ülkem tarım ülkesiydi, tarımı olan ülke ne kadar fakir olursa olsun karnı doyar.
Biz ne yazık ki 90 yıl gerideyiz şimdi, tüm işletmelerimiz yabancıların elinde ve toprağımızı ekmemize izin yok.
Çok zor bir dönem, allah hepimize kolaylık versin.
Aralık 18th, 2009 at 09:02
bir çocuğun yüzünde bir gülücük olabilirsek, oluşturbilirsek belki de kaybettiğimiz umudumuza yeniden kavuşabiliriz…
Aralık 19th, 2009 at 13:58
Kesinlikle canım, kesinlikle…
Aralık 19th, 2009 at 14:00
Ve ben bu hale gelişimize hâlâ inanamıyorum.
Çok da üzülüyorum Nur’cum.
Hep birlikte aydınlık günlere ulaşmak dileğimle…
Sevgiler…
Aralık 19th, 2009 at 14:03
Çok haklısın Gülen’cim Antalya’nın merkeze uzak köylerinde bile durum aynı.
O çocukların şanssızlığı böyle bir ortamda dünyaya gelmeleri.
Hepsine sahip çıkmak gerek.
Sevgilerimle…
Aralık 19th, 2009 at 14:07
Funda’cım, o kadar haklısın ki, ne cevap yazacağımı bilemedim.
İmkanımız olsa da oralara da ellerimizi uzatabilsek.
Sevgilerimle…
Aralık 19th, 2009 at 14:09
Çok önemli bir yazıydı.
Kalemine sağlık.
Aralık 19th, 2009 at 19:10
Teşekkürler Didem.
Ocak 1st, 2010 at 22:26
Keşke yardım edebilsek ama insanlar hayatın yoğun temposuna öyle alışmışlarki insan insana çarpınca özür dilemiyor, kaldıki yardıma muhtaç insanlara yardım etmek.
Ocak 4th, 2010 at 07:58
Ama edilmeli değil mi?